Sait Faik Hikayelerinde 'Çocuk'

12/6/2008 -Kategori: makale

SON KUŞLAR’DA ÇOCUK

 

Giriş

Cumhuriyet dönemi hikâyecilerimizden olan Sait Faik, “Bir insanı sevmekle başlar her şey!” söyleminden yola çıkarak öykülerinin temelini oluşturmuştur. Öykülerinin başarılı olmasının en önemli nedenleri arasında, onları kurgularken böyle sağlam bir temele dayandırmış olması düşünülebilir. Bu süreçte belki de en az kendisini sevmiş, sürekli olarak çevresini gözlemlemiş ve öykülerinde yazmıştır. Çevre olarak da İstanbul’un kenar mahallelerini, adaları, balıkçı kahvelerini, başıboş insanların bulunduğu ve yoksul çocukların yaşamaya çalıştığı mekânları seçmiştir. Bu yönüyle baktığımızda Sait Faik, yoksullukla ve hayatla mücadele eden insanın öyküsünü tema olarak işleyen bir hikâyecidir. Bunun yanında kurguladığı insan tipleri yoksulluk ve sıkıntılarına rağmen yaşama sevinçlerini asla kaybetmeyen insanlardır. O aslında anlattığı çevrelere ve insanlara çok da uzak sayılmaz. Her ne kadar onlar gibi hayatla mücadele etmese de bu durumu da ‘lüzumsuzluk’ olarak görür ve anlatır.

Sait Faik’in hikâyelerinde kendi çocukluğuyla ilgili kesitlere de sıkça rastlanır. O, çocukları hayattan ayrı düşünmez. Onları öykülerinde ne unutur, ne de onları öykülerinin temeline koyar. Hikâyelerinin tamamına yakınında çocuğa ve çocukluğa yönelik kesitlere bir şekilde yer vermiştir. Bazen çocuğun psikolojisi, bazen de kişiliği, zihin yapısı, sorunları, zekâsı, masumiyetleri ve yetenekleri üzerinde durur. Bunları yaparken zaman zaman kendi muhayyilesini zaman zaman da gözlemlerini kullanır.

Çocuklar hayatın başlangıç dönemlerini, tertemiz düşünce ve duygularını temsil eder. Bu bakımdan onlarda bilinçli bir kusur ve hata da aranmaz. Kişiliklerini oluşturan çeşitli etkenler onları şekillendirir. İşte Sait Faik bu etkenler içerisinde olan çocuğu anlatır. Çocuğa toplumun eğittiği ve topluma hizmet eden bir varlık olarak bakar. Çocuğun ruhsal ve psikolojik durumunu anlamaya çalışır ve özellikle bunun için -çoğu kez para vererek bile olsa- onu konuşturur. Hikâyelerde çocukların ele alınışı, sosyal konumlarına; ekonomik, fiziksel, psikolojik ve davranış durumlarına göre tasnif edilebilir.

 

 

I. SOSYAL KONUMLARINA GÖRE ÇOCUKLAR

Kişiliğin gelişmesinde en önemli faktörün aile ve dolayısıyla onu çevreleyen sosyal müesseseler olduğu söylenebilir. Çocuk bir aile içinde doğar ve aileyi çevrelemiş olan örf, adet, gelenek ve göreneklerin etkisi altında büyür ve gelişir.(Gökçe,1996,s:41) Bu bağlamda hikâyelerdeki çocuğun toplumdan ve sosyal yapıdan ayrı düşünülmesi imkânsızdır. Nitekim Sait Faik de hikâyelerinde sosyal konumlarına göre çeşitli çocuk tiplerine yer vermiştir. Bu konumların tasnifi şu şekilde yapılabilir:

 

I.I. Çalışan Çocuklar

Hikayelerde rastlanan çocukların büyük bölümünü çalışan çocuklar oluşturmaktadır. Genellikle gayrimüslim olan bu çocukların uğraş alanları balıkçılıktır:

 “Mağaranın içinde Kalafat, kıpkırmızı lekelerle sular içinde hâlâ karides avlıyordu.

-Sotiri! Diye haykırdı birdenbire. Sen livarı hazırla da şu karidesleri koyalım. Kıç altında bir tane daha var. Ama iyi bak, üstünün bezi delik olmasın.

Sotiri kayığın içinde, batmış güneşin bir parçası gibi kımıldadı. Siyah kafası ve kırmızı elleriyle, mavi gözleriyle, kaya, deniz güneş, balık, renk ve kokusuyla ayaklarımın dibinde kıçaltına doğru uzandı.”(Abasıyanık, 2008, s:63)

Burada çalışan çocuğun anlatılması yanında toplumsal şartlar içerisinde hangi şartlarda çalıştığına ilişkin bir takım bilgiler de okuyucunun taktirine sunulmaktadır. Sait Faik’in bu tarz bir üslupla yazmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi belki de insancıl kişiliğidir.

Zaman zaman da farklı meslek gruplarında çalışan çocuklar görülmektedir. Bu meslek gruplarından biri de dondurmacı çocuklardır:

 “ Dondurmacının iki çırağı vardı. İkisi de ateş gibi çocuklardı. Onlardan bir tanesiyle, işte herkesle kavga ettiğim zaman ahbap oldum.”(s:97)

“Söylemesini de sevmem, yazacağım. Dondurmanın nasıl yapıldığını da merak etmiyor değilim. Yarı yarıya, onların yaşayışlarını merak ettiğimi, on yedi saat çalıştıktan sonra bu iki çocuğun beş saatlik bir uykudan terütaze, kaygusuz nasıl kalktıklarını, tekrardan dondurma kutusunu saatlerce durmadan nasıl çevirdiklerini, bir zeytinyağlı, üstüne yoğurt bile dökülmemiş bakla yedikten sonra, kurşun gibi ağır dondurma kutularını zengin ve insafsız dondurmacının evinden dükkâna hangi esrarengiz kuvvetle taşıdıklarını merak etmez miyim?”(s:98)

Hikâyelerde çocukların uğraştığı bir diğer meslek türü de çobanlıktır:

“Orasını da gidip gördük. Küçük bir demir borudan bir veremli küçük bir parmağı kalınlığında su akıyordu. Önünde iki çoban çocuğu iplere dizdikleri küçük balıkları borunun altındaki minicik çökeğe atmışlardı. Balıklar canlanacak mı, diye dikkatle bakıyorlardı. Bu suda ölü canlanırmış demiyor muydu köylüler?”(s:33)

Bunların yanı sıra bir de seyyar satıcılık yapan çocuklar bulunmaktadır.

Yazar, vapurda sakız leblebisi satan çocuk hakkındaki düşüncelerini, daha doğrusu izlenimlerini bu bölümde diğer bölümlere nazaran oldukça ayrıntılı anlatmıştır. Aşağı kısımlarda renksiz yüzünden, sevimsiz çiyan gözlerinden ve hastalıklı olduğundan bahsetmiştir.

Çoktan kediyi koynuna alıp uyumuş olması gerektiğini söylemesi de çocuk açısından neler düşündüğü hakkında bize ipuçları vermektedir.(s:79)

 

 

 

 

I.II. Öğrenci Çocuklar

Sait Faik hikâyelerinde öğrenci çocuklara nadiren rastlanmaktadır. Korentli Bir Hikaye öyküsünde yer alan şu cümleleri bu dikkatle değerlendirmek zor da olsa mümkündür:

“Nahiye müdürü ile başöğretmen için her insan bir çocuk yahut da kendine kağıt imzalatırken önünü ilikleyen, elimi öpmeye kalkışan biçare bir adamcağızdır.”(s:87)

 

I.III. Sokak Çocukları

Hikâyelerde sosyal konumlarına göre en fazla dikkat çeken bir diğer grubu da sokak çocukları oluşturur. Yukarıda da bahsettiğimiz çocukların bir taraftan da sokak çocuğu olduğu unutulmamalıdır.

“ Yine at kestanelerinden pırıl pırıl kahverengi meyveler, tenha yollarda potinlerimizin ucuna düşüyor, çocuklar, yine onlarla saatlerce futbol oynuyorlardı.”(s:89)

“Havalar sertleşiyor, poyrazlar, lodoslar birbirini kovalar, günün birinde teşrinlerin sonlarına doğru, ılık, hiç rüzgârsız parça parça oynamayan bulutlu, tatlı, sümbüli günlerde, o, en çığırtkan kafes kuşunu nereden bulursa bulur, mahalle çocuklarını çağırtır; bin tanesini iki yüz elli gram et vermeyen sakaları, isketeleri, Floryaları, aralarına karışmış serçeleri gökyüzünden birer birer toplardı”(s:12)

 

I.IV. Yabancı ve Gayrimüslim Çocuklar

Hikâyelerde yabancı ve gayrimüslim çocukların çokça yer aldığı açıktır. Zira Sait Faik’in hikâyelerinde kullandığı çocukların birçoğu yabancı ve gayrimüslimdir. Bu açıdan düşünüldüğünde bu grubun da ayrı bir sosyal konum durumunu teşkil ettiği göz önünde bulundurulmalıdır:

“İri, sıhhatli insanlardı çoğu. İçlerindeki iki sıska kürt çocuğu bile, gülen dişleriyle hiç olmazsa sağlamdılar.”(s:25)

“-Ulan Sotiri, bulamadın mı öteki livarı? Ver şimdilik oradan çapçağı, dedi.

Çapçağı ben uzattım.

Sotiri kıçaltından boğuk boğuk:

—Bulamıyorum livarı, usta, diyordu.”(s:64)

“-Hadi oradan Menco sen de!

Sobanın yanında oturmuş ağzında bir garip pipo bulunan ihtiyar adam, yanındaki uzun boylu birisine:

—Adamın hakkı var ama… demiş bulundu.”(s:82)

 

II. EKONOMİK DURUMLARINA GÖRE ÇOCUKLAR

Çocuklar ekonomik durumlarına göre değerlendirildiğinde zengin çocukların hikâyelerde neredeyse hiç olmadığı görülecektir. Çalışan, yoksul çocuklar ise hikâyelerde kullanılan çocukların en önemli, en dikkat çeken türleri arasındadır. Sait Faik’in kendi yaşamıyla bu konu arasında bir bağlantı kurulursa mesele daha iyi açıklanabilir.

“Sait Faik’in cimriliği dillerde dolaşan ama kanıtlanamayan bir söylenti. Onun cimri bir adam olduğunu söyleyenler çok ama cimrilik ettiğine inananlar az. İşin doğrusu, Sait Faik para harcamayı pek sevmezmiş ya da çoğunlukla parası olmazmış. Parası olunca hemen bitirirmiş.”(kitap-lık,94,s:78)

Sait Faik’in çok zengin olduğunu söylemek de mümkün değil aslında. Babasından kalanlarla, çalışmadan ve annesiyle birlikte yaşamını sürdürüyor. Geçim sıkıntısı da çekmiyor aslında ama onun da tadına varmaya çalışıyor.

 

II.I. Zengin Çocuklar

Son Kuşlar içerisinde yer alan on dokuz hikâyede zengin çocuğa rastlanmaz. Bu tavır belki de yazarın insancıl düşüncesinin de etkisiyle çocukları korumak ya da onların düştüğü çirkin durumları gözler önüne sermek amacıyla kurguladığı üslup özellikleri olarak görülebilir. Bu hikâyeler içinde çocuğa rastlanmaması diğer Sait Faik hikâyelerinde de rastlanmayacağı şeklinde düşünülmemelidir. Zira, Orman ve Ev ve Bohça hikayelerinde zengin çocukların karakter olarak varlığından rahatlıkla söz edebiliriz.(Çelik,2002,s:307)

 

II.II. Yoksul Çocuklar:

Girişte de bahsettiğimiz gibi Sait Faik hikâyelerinin en önemli özelliklerinden bir tanesi, yoksul ve geçim sıkıntısı içerisindeki insanları çokça işlemesidir. Bu durumda çocuk kahramanların da yoksul çevreler içerisinde kurgulandığı düşünülebilir. Aynı zamanda balıkçı, kimsesiz, zavallı, çoban ve çırak çocukların tamamı bu grup içerisinde değerlendirilmelidir.

Son Kuşlar hikâyesindeki Konstantin Efendi’nin zararlı işlerde kullanabildiği çocuklar muhtemelen fakir sokak çocuklarıdır. Çocukların ellerine cumartesi gecesinden hazırlayıp ertesi gün verdiği ökselerle kuş avlamaya teşvik ettiğine göre söz konusu çocuklar çok da ailelerinin yanında çocuklar değillerdir.(s:11)

Dondurmacının Çırağı hikâyesinde çocuklar işten çıkarılma korkusuyla çok hızlı ve düzgün çalışmaktadır. Burada çocukların fakir olması bu korkuyu artırmaktadır. Nitekim yazar dondurmacın çırağı olan iki çocuğun gerçekten çok iyi çalıştığını, fazlasıyla da hızlı olduklarını düşünüyor. Onlara ateş gibi çocuklar benzetmesini yapıyor. Hatta yazar bu iki çocukla balığa çıkmak istemekte, onlarla konuşmaktan sonsuz haz duymaktadır. Bu durum bize yazarın çocuk sevgisine ne kadar önem verdiğini de göstermektedir.(s:97,98)

Pay hikâyesinde ise Sait Faik’in çalışan yoksul çocukların uğradığı haksızlığa dikkat çekmeye çalıştığı açıktır:

“Çocuklara dörtte bir pay, sessiz sedasızlara yarım pay, şöyle biraz kafa tutana bir pay veriyor, artanı yine pay ediyorsunuz.”(s:84)

 

III. FİZİKSEL DURUMLARINA GÖRE ÇOCUKLAR

 Yazarın hikâyelerinde zaman zaman çocukların fiziki özelliklerini tasvir ettiği görülmektedir. Bazen denizlerde balık tutmak için kullanılan ağları tasvir ederken güneşte yanmış çocuk derisi renkli gibi benzetmeler yaptığına bile rastlanabilir. Dökülmüş saçları ve elli yaşı çocukluk çağrışımı olarak görür. Kendi Kendime hikâyesindeki “Bir iki yeşil ama pek yeşil çam ağacı, genç; kozalakları daha aydınlık, yeşil, ince, çocuk şeyler.”(s:28) cümlesi de çocuğun fiziksel tasvirinin yapıldığı ve sıfat olarak kullanıldığı yerlerden biridir.

 

III.I. Zayıf Çocuklar

Son Kuşlar içerisinde yer alan hikâyelerde yapılan fiziksel çocuk tasvirlerinin büyük bölümü zayıf çocuklar üzerine kurulmuştur. Zaten sokak çocuklarının, çalışan çocukların, yoksul çocukların fiziksel olarak da çok semiz olması beklenemez. Dolayısıyla tüm bu özelliklerini saydığımız çocukları fiziksel olarak zayıf çocuklar grubuna alabiliriz.

Balıkçısını Bulan Olta hikâyesinde yazar yanında hayal gibi dikilmiş, perişan, zayıf bir çocuk tasviri yapmaktadır. Bu tavrı yine yazarın çocukların yanında olduğunu ve onlara yapılan haksızlıkları, istismarları anlatmak amacıyla kullandığı görülmektedir. Barba Antimos hikâyesinde dudağını dört beş yaşındaki çocuk güzelliğiyle bükmesi, Barba Antimos’a bir sevimlilik hali yüklenmek amacıyla yazılmış olabilir. Burada çocuğun toplum içerisinde doğrudan temsil ettiği bir rol yoktur. Ancak; çocuğun zayıflığının güzelliğine vurgu yapılması da toplumsal bir duyuş tarzını ve bakış açısını ortaya koyar.

 

III.II. Yapılı Çocuklar

Sait Faik, hikâyelerinde genellikle fakir, zavallı, perişan ve kimsesiz çocuklara yer verdiğinden bu tür çocuklar hikâyelerde pek fazla görülmemektedir. Bu durumun nedeni yukarıda da belirttiğimiz gibi Sait Faik’in ele aldığı insan tipi ve mekânlarla yakından ilgilidir. Yazarın hümanist düşünce tarzının da zayıf insanların yanında olma sıklığını etkilediğini söylemek mümkündür. Aslında Sait Faik’in yapmak istediği bir diğer şey de toplumun aksayan, normal olmayan yaşantı biçimlerini de bu sayede okuyucularına aktarmaktır. Girişte de bahsettiğimiz gibi her ne kadar kendisi yoksul ve yaşamla mücadele eden insanlardan olmasa da onları yanında olduğunda son derece huzurlu olur.

 

IV. PSİKOLOJİK DURUMLARINA GÖRE ÇOCUKLAR

Hikâyelerde çocukların psikolojik durumlarına ilişkin olarak derin çözümlemelere rastlamak mümkün değildir. Ancak anlatılan olayların gelişmesine göre kahramanların psikolojisi rahatlıkla tahmin edilebilir. Son Kuşlar’da yer alan hikâyelerde çocukların duygusal ya da ruhsal özellikleri de çok açık değildir. Burada yalnızca çocukların pişmanlık hissi ve zihinsel münakaşa içerisinde olduklarına az da olsa açık bir anlatım yapılmış, diğer durumlara pek fazla yer verilmemiştir.

 

IV.I. Pişmanlık Hissi Duyan Çocuklar:

Pişmanlık hissi duyan çocuklar hikâyelerde doğrudan olmasa bile yazarın muhayyilesinde görülmektedir:

“O güzel pişmanlık hissi çocuklukta kaldı.”(s:97)

“Çocuklar gibi “Yalvarma!” dese de yine konuşmasa.”(s:97)

Kendi Kendime hikâyesinde Rum kızlarını fistanlarının rüzgârda uçuşması, çocukların kulaç atmaları oldukça şen ve neşeli bir tablo oluşturur. Dolayısıyla diğer bir açıdan konuya yaklaşacak olursak fakirliğin içinde mutlu olan ancak tatlı bir pişmanlığı da içten içe hisseden bir hissiyat yapısı görülür.

Yazar bazen çok isteyip de sahip olamadığı çocuklara özgü bir takım özellikleri edinebilmek için yaptığı fedakârlıklar da netice vermeyince pişman olmaktadır. Burada çocuğun pişmanlığının doğrudan çıkarılması pek mümkün görünmese bile yazar-anlatıcının muhayyilesindeki pişmanlık hikâyeyi okurken hissedilmektedir:

“Küçücük hürriyetler değil, alabildiğine yüz verilmiş bir çocuk hürriyeti istiyordum. Bu bana lazımdı. Yoksa her şeyi ağzımda gevelemekten başka ne yapabilirdim? Ne yapıyordum? Beş papel verdim, aldım naylon oltayı. Ucuna taktım zokayı. Parlattım çakımla. Koydum istavriti iğnesine. Saldım denize oltayı daha sis basmadan ortalığı. Yine bana mısın demedi olta. Vazgeçtim balık tutmaktan.”(s:49)

Görüldüğü gibi buradaki pişmanlık doğrudan çocuklar üzerinden değil, yazarın kendi yaşantısından örneklemeler yapılarak çocuklar üzerine sindirilmiş bir pişmanlıktır.

 

IV.II. Zihinsel Münakaşa Yaşayan Çocuklar

Hikâyelerde zihninde bir kısım münakaşalara giren çocuklara da zaman zaman rastlanmaktadır. Bu münakaşalar derin iç çekişmelerine, içsel çatışmalara ulaşacak düzeye geldiği görülmemektedir. Ancak çocuğun o bitmek tükenmek bilmeyen merakı, inatçılığı ve ilgisi bu münakaşalarda birinci derecede etkili olmaktadır:

“Etrafımı çeviren insanların hepsini kendimden çok iyi, çok namuslu, hani demin söylediğim evine dönen “müsrif çocuk” ruhuyla seyrediyorum. Niyetim yazı yazmak bile değildi. Balığa çıkacaktım. On kuruşa kahve, yirmi kuruşluk köylü cıgarası içecektim.”(s:58)

Haritada Bir Nokta hikâyesinde çocukluğa ait özelliklere, merak duygusuna, pişmanlığa çokça yer verilmiştir.

“Hani Frenklerin “lenfant pradigme” dedikleri bir oğlan vardır. Ben o çocukmuşum; serserilikten dönmüşüm gibi olurum yatağımın içinde”(s:57)

 

Sonuç

Sonuç olarak Sait Faik'in hikâyelerinde çocuğun gerçekten önemli yer tuttuğunu ve bunun bilinçsizde olmadığını söylemek mümkündür. Sait Faik çocuğa toplumsal bir görev yüklemiş, ona değer vermiştir. Sosyal hayatın tüm kademelerinde görebileceğimiz çocuk, her zaman mutlu değildir belki ama genellikle umutludur. Yaşama sevincini yitirmeyen çocuklar dikkat çeker. Bunlar yanında çocukların uğradığı istismarları da okuyucuların dikkatlerine sunar. Onlara yapılan haksızlıkları 'yazar-anlatıcı' bakış açısıyla anlatır. Bu şekilde anlatmasının nedeni, okuyucuyu öykülerinin içerisine çekmek, daha da önemlisi anlattıklarını okuyucularının inanmasını sağlamaktır. Hikâyeler bu dikkatle okunduğunda varılan bu kanaatin doğruluğu görülecektir.

 

 


KAYNAKÇA

 

  • Abasıyanık, Sait Faik, Son Kuşlar, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2008.
  • Çelik, Yakup, Sait Faik ve İnsan, Akçağ Yayınları, Ankara 2002.
  • Gökçe, Birsen, Çocuk Kişiliğinin Gelişiminde Aile, Okul ve Dış Çevrenin Rolü, Sosyal Hizmetler Dergisi, c.2, Sayı: 2–3, Eylül 1996, s.39–43.
  • Kaplan, Mehmet, Hikâye Tahlilleri, Dergâh Yayınları, İstanbul 1979.
  • Kutlu, Mustafa, Sait Faik'in Hikâye Dünyası, Dergâh Yayınları, İstanbul.
  • Sönmez, Sevengül, A'dan Z'ye Sait Faik, Kitap-lık Dergisi, Sayı 94, S.78, İstanbul 2006.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

lacivert duygular..

lacivert duygular, ahmet ziya kahraman'ın zihin tuvalinde hayallerle hüznün/hayal kırıklıklarının kompozisyonu sonucu ortaya çıkmış bir terkip..

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro